Bu Afetin Acısı Geçer mi?

Acı çekerken acıyı daha da derinleştiren o acının geçmeyeceğine dair katı düşüncelerimizdir. Bu düşüncelerden o kadar kaçarız veya onları görmemezlikten geliriz ki sonunda acı ıstıraba dönüşür. Depremin ardından acıyla dolup taşan kalplerimizle yaşamaya devam etmek kolay olmayacak. Kocaman, koyu renkli, köşeli, rahatsız edici sertlikteki bu acıyı kim niye istesin ki?

Peki bunca acı geçecek mi? Evet geçecek, daha gerçekçi olmamız gerekirse hafifleyecek.

Fakat yas geçmeyecek. Zaten yas tutulmaz yasla yaşanır. Onunla yaşamak bizi incitmeyecek. Bakmaya, hatırlamaya katlanamadıklarımıza tülün arkasından bakıp dayanabileceğiz. Peki bu nasıl olacak? Öncelikle taş duvarlara, tahta levhalara, taşa toprağa şunu yazabiliriz; acının geçiciliği yasadır değiştirilemez. Doğası budur. Acıdan sıyrılan kötü değildir. Yıkım üstüne yıkım unutulmamalıdır ve biz unutmadan ve aynı zamanda hayatın akışına izin verebiliriz. 

İyileşmek unutmak değildir. İyileşmek sadece ileriye bakmak da değildir. İyileşmek durup beklemek de değildir. Bunca acı doğal olarak ve belki çok çok uzun bir zamana yayılarak hafifleyecektir. Ve biz bu hafiflemeye iyileşmek diyeceğiz. Psikolojik destek timleri uzun zaman sahalarda olacak. Yardım almayı öğreneceğiz. Travmalar bırakan anılarımıza bakıp dayanabileceğimiz zamana psikolojik desteklerle geleceğiz. 

Kolektif hafızamız balıklar gibi olsa da bu defa bunca kayıtla kendimizi korumaya dair sorumluluklar alacağız. Dersler çıkararak ve tabi unutmayarak kendimize hakiki sağlam sığınaklar yapacağız. Yakasını bırakmadığımız öfke de miadını dolduracak. Öfkeye gerek duymadan daha korunaklı bir hayatı inşa edeceğiz. Akılla, zekayla ve işlevsel kararlarla ve tabi doğa kurallarını dikkate alarak iyileşeceğiz. Bu acı nasıl geçer; bilimle, akılla, derslerle, iş birliğiyle… Ve tabii ki geçmişten öğrenerek, şimdi de doğru eylemleri seçerek, geleceği daha güvenli inşa ederek…

Yeniden yapılanırken özlem ve yas bize hep eşlik edecek. Bu mimariye, sanata, şarkılara yansıyacak. Bizden sonraki neslin sorusu ‘’acı nasıl geçer, ne zaman geçer?’’ olmayacak. Sağlam şehirler inşa eden evlatlar şu soruyu koynuna alıp yatacaklar: ‘nasıl daha az acı üretiriz, acı çekmemek için dikkatimiz nerede olmalı?’ Bana kalırsa onlar acının kaynağına bakmak konusunda bizden daha mahir olacaklar. Bir şeyin olduktan sonra hakkında konuşmayı istemeyecekler. Zira biz yıllardır sadece acılarımız hakkında destanlar yazıyor, anlatıyoruz. O kadar konuşuyoruz ki harekete geçecek halimiz kalmıyor. Ve hatta bir teoriye göre bir şey hakkında çok konuşunca beyin tatmin oluyor ve hatta o şeyi yapılmış sayıyor. 

Mesela, bunca acı bölüp parçalayarak değil önce yaraları sarmakla hafifler. Gençler bunu biliyor ve sahalara -benim oğlum ve kızım da dahil- çok yakinen gördüm ki bir an bile düşünmeden koştular. Partiler üstü, statüler üstü, ırklar, ideolojiler üstü çalıştıklarını görünce geleceğe dair umudum arttı. Kimin neci, kimci olduğu onların pek de umurunda değildi. Canım gençlik acı çekmekte olanlarla ve aynı zamanda kendileri de acı çekerek sahada daha çok imzalar atacaklar. Acı çekerken hepimiz aynı yaştayız. Acı bir toplumda hiyerarşiyi devirerek hepimizi hizaladı. 

Twitter

Instagram

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*