Emperyal müdahale ile yerli gericilik arasında: Kadınların sıkıştığı çifte kıskaç

“`html

Afganistan ve Suriye’de Kadınlar: Gerçekler ve Gölgeleyen İdeolojiler

Afganistanlı kadınlar ile kız çocuklarının yaşadıkları zorluklar, Suriye’de benzer şekilde karşılaşılabilecek tehditler genellikle “kültürel geri kalmışlık” gibi dar açıklamalarla ele alınıyor. Ancak, bu sorunlar yalnızca yerel baskı rejimlerinin değil, aynı zamanda dış müdahalelerin ve emperyalist politikaların bir sonucudur.

Bu durumu yalnızca “gericilik” perspektifinden incelemek sorunun köklerini anlamaya yetmiyor. Sharon Smith’in “Kadınlar ve Sosyalizm” adlı eserindeki “Emperyalizm Kadınları Özgürleştirmez” bölümü, bu karmaşık durumu anlamak için önemli bir çerçeve sunuyor.

Smith’in belirttiği gibi, kadınlara uygulanan baskı ile onları “kurtarma” iddiasında bulunan emperyalist güçler, birbirini tamamlayan iki farklı ama bağlı süreçtir. ABD Başkanı’nın eşi Laura Bush’un 2001’deki konuşması, bu durumun çarpıcı bir örneğidir: “Terörle mücadele, kadınların haklarını koruma mücadelesidir.” Bu sözler, savaşın meşruiyetinin temelini oluşturdu.

Bugün, ABD benzer bir “özgürlük” söylemiyle İran’ı hedef alıyor. Kadınların temel hakları, ideolojik bir kılıf haline getiriliyor ve bu şekilde emperyalist müdahaleler, insanî yardım olarak sunuluyor. Smith’in tanımladığı “emperyal feminizm”, birçok liberal feminist çevre tarafından “küresel kardeşlik” olarak kabul edilmiştir.

Ancak askeri müdahalelerin kadınları özgürleştireceği düşüncesi, feminist düşüncenin büyük bir yanlış anlamasıdır. Bu süreçte Afgan kadınları kendi kurtuluş hikayelerinin bir parçası olmaktan çıkarak dışarıdaki güçlerin “kurtarıcı” figürü olarak gösterildi. Gerçeklik, toplumsal cinsiyet ilişkilerini sınıf mücadeleleri, devlet şiddeti ve militarizmle anlamaya çalıştığımızda daha belirginleşiyor.

Bombaların, askeri tesislerin ve güvenlik güçlerinin olduğu bir ortamda kadınların özgürleşmesi, dışarıdan ve zorla gerçekleştirilemez. Emperyalizmin gittiği yerlerde hak, demokrasi veya kadın özgürlüğü yoktur. Afganistan’daki 20 yıllık “kurtarma” girişimi, kadınların günlük yaşamını daha güvende hale getirmedi, aksine tüm toplumu militarize ederek köktenci akımlara zemin hazırladı.

Bugün Taliban’ın kız çocuklarına eğitim hakkını elinden alması ve kadınları kamusal yaşamdan dışlaması, yıllarca meşrulaştırılan işgalin oluşturduğu siyasal ve toplumsal enkazın üzerinde yükselmektedir. Bu karanlık durum, yalnızca günümüz gericiliği değildir; aynı zamanda emperyalist “kurtarma” söyleminin yarattığı yıkımın sonucudur.

Afganistanlı Wazhma, “Artık bizlerin dünya karşısında sabrımız kalmadı” diyerek, kendi hakları uğruna verdikleri mücadeleyi duyuruyor. Küresel liderlerin ikiyüzlü tavırları, Afgan kadınların durumunu gündeme getirip sonra ticaret meselelerine dönmeleriyle dikkat çekiyor. Wazhma, “Afgan kadınları sadece Taliban değil, dünyanın sessizliği tarafından da bastırılıyor” ifadelerinde bulunuyor.

Suriye’deki azınlık kadınların da benzer sorunlar yaşadığını belirten feminist aktivist Nina Al Amen, bu konunun çok katmanlı olduğunu vurguluyor. Kadınlar, yoksulluk ve güvenlik sorunlarıyla beraber, mezhepçi baskılara maruz kalma riski taşıyor. Al Amen, kadınların emperyalizme karşı sessiz bir direniş gösterdiğini ancak bu direnişin her zaman görünür olmadığını dile getiriyor.

Sonuç olarak, kadınların özgürleşmesi, ne emperyalist müdahalelerle ne de gerici rejimlerin baskısıyla mümkün değildir. Kadınların hakları için verilen mücadele, yalnızca baskıcı yapılarla değil, aynı zamanda bu yapıların arkasındaki sömürücü güçlere karşı da olmalıdır.

“`